22 Ocak 2011 Cumartesi

Pardon, ben seni aşk sanmıştım...

Kendimizi ne kadar farklı ve olağandışı kılmaya çalışsak da hepimiz aynı bokun lacivertiyiz aslında...

Garip ama ne kadar yüzeysel şeyler yaşarsak yaşayalım, ne kadar "Biri gelir, biri gider... Umrumda olmaz!..." tribine dalarsak dalalım ve ne kadar "aşka inanmaz" gözükürsek gözükelim; saçma sapan bir hayalin adına bile "aşk" diyebiliyoruz bazen... Çünkü biz hala aşka inanıyoruz ve itiraf edelim: aslında hepimiz o aşkı arıyoruz...

Hep o lanet olası romantik komedi filmleri yüzünden!...

Evet, yıl olmuş: 2011, 21.yüzyıldayız... Elin oğlu Mars'ta hayat ararken, biz burada hala aşkı arıyoruz!... O derece salağız! :) 

Hayatımıza giren boktan herifleri/kadınları ruh eşimiz sanıyoruz bir anda. Yanılgı da değil bu, düpedüz kendimizi kandırıyoruz!... Kimse inamasa da, biz kendimizi o aşk yalanına inandırıyoruz.

Kıytırık hikayemiz, "Dünyanın En Büyük Aşkı" gibi geliyor o an bize. Kulağımıza fısıldanan iki tatlı yalanı, bir şairin sözüymüş gibi aklımıza kazıyor, o yalana kapılıp gidiyoruz... Kendi aşkımızı kendimiz yaratıyoruz biz. Adı aşk olmasa da, O'nu aşk gibi yaşıyoruz.

Sana gelince: pardon abi, ben seni aşk sanmışım... Kısa metraj filmimizi, romantik komedi tadında yaşamışım. Ve en saçması da, senin "aşk" olduğuna o kadar inanmışım ki, bu kadar zaman başkalarında bile seni aramışım...  

Bu yanılgıyı geç de olsa farkedişimin şerefine, aşk'a inanmaya devam ediyorum o zaman ben... En kötü ihtimalle: yeni birini aşk sanana kadar!...